ELMA KRİSTAL Mİ KIRMIZI MI?

En yeni akım pazarlama ve reklam akımı.

Eh malumunuz mühendislik, doktorluk, hatta bankacılık mesleklerinden bile daha yenidir kendisi. Geri kalanı ‘dinozor’ olarak nitelendirebilirsiniz, bu son meslekler pek ‘trendy’!

Okullar doluyor taşıyor, hatta reklam mezunlarından çok sağda solda farklı bölümlerin mezunları bu alanı karış karış kapıyor. Buna lafımız yok. Hatta büyük saygı duymak gerek çünkü farklı dallardan beyinlerin bir kanala getireceği balık çeşidi, öyle azımsanacak gibi değil. Bu çeşitlilik okyanus demek. Okyanus ise kuşkusuz hayat demek.

Reklama ve pazarlamaya gelen bu renk, can, heyecan; düşünüldüğü gibi etki edemeyebiliyor bazen. Bunun en keskin örneğini ‘Kristal Elma Festivali’ çerçevesinde gördüm. 3 gün süren festivalde büyük bir emek var. Azımsanamayacak kadar kocaman enerjiler ve paralar harcanmış. Işin güzel kısmı artık herkes destek olur olmuş bu işe. Nihayet birileri vizyon sahibi olmaya başlamış, bu kesin. Festivalde 3 gün boyunca onlarca insan sahneye çıktı, indi. Ödül törenleri yapıldı. Kokteyler, stantlar, sosyalleşme, her biri büyük bir keyifle düzenlenmiş. Üstelik konuşmacılar da öyle azımsanmamalı. Çoğu yüksek mevkilerde, önemli isimler. Bunların yarısı da yurtdışından, farklı kitlelerden, vizyonlarla geliyorlar. Bizlere kendi dünyalarını anlatıyorlar.

Buraya kadar herşey yolunda. Ancak yolunda olmayan tek şey içeriklerdeki kendini tekrar ediş meselesi. Hatta genç reklamcıların ‘Kristal Elma’ klişeleri başlığı altında mükemmel zekalarını kullanarak yazdıkları onca yorumun da, çıkarımın da bir anlamı var, değil mi? Nereden geliyor bu rahatlık?

Ülkemizin hemen hemen her dalda bizi iğreti eden konusu da bu değil mi? Kendini tekrar. Sonunda her dersin bitişi, mükemmel başlayan futbol maçının ikinci yarısı ya da sürekli bölüm yenileyen ünlü kanal dizilerinin sezonları buna dönmüyor mu?

Kristal Elma Festivali bana şunu vaad etmişti; Yenilik!

Gördüğüm tek şey 8 sene önce bana anlatılanlarla, bugün bana yapılan sunumların içeriğinin hepsinin aynı olduğu gerçeği. Üstelik yenilenen jenerasyona göre bir değişim bile yapılamamış, zayıf gözlemlerle boyalı.

Göğsümü en çok kabartan Türk konuşmacılardan biri olan Mey / Diageo Pazarlama Direktör’ü Levent Kömür sunumunda şöyle söyledi;

‘Bu sene Cannes çok başkaydı. Öyle olacak ki, eskiden tekel olan, dünyanın aynı çapta eşi olmayan fesitvali bile artık kendini yenilemesi gerektiğini, yeni zamana ayak uydurması gerektiğini fark etmiş.’

Bu cümle herşeyin özetiydi çünkü biz, henüz reklamcılığı ve pazarlamayı sadece ‘ego savaşları’ konusundan ibaret gören biz, bunu en başta görmesi gerekenleriz. Yenilik, artık bu dünyada var olabilmenin yegane yolu. Yeniliğin tanımını yapamamak ise ne yazık ki ucu uçuruma çıkan bir tünel.

Yine tereciye tere satan üslubu, ‘pazarlama nedir? Kreativity nedir? Marka nasıl ses duyurur?’ gibi üniversitenin 1. Sınıf giriş derslerinin konularını bolca işlediği süreciyle ne yazık ki kendini iyi ifade edememiş olan festivalin ana sorununun ‘samimiyet’ olduğunu düşünmeden de kendimi alamıyorum.

Samimiyet,

Hani şu çıkıp mütemadiyen önerilen konu.

Ne yazık ki çok eksik…

Bu kalabalıkta ve bu okyanusda samimiyet can acıtırcasına eksik. Kalabalıkta samimiyet eksikse, ne yazık ki elma da Kristal değil, kırmızı oluveriyor.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s