Çöl Hırsızları -1

 

  • Bunun işe yaradığını mı söylüyorsun bana?
  • Kesinlikle yarıyor. Şu kokuya baksana…

Bahar kokusu, çiçeklerin bonkörlüğüyle her yeri sarmıştı. Kendini en parlak haliyle gösteren güneş şehrin üstünde ışıktan bir şemsiye oluşturmuştu. Bugün, her günden daha fazla insan şehrin meydanındaki pazarda dolanıyordu. Bahar kokusuyla rahatladığını iddia eden güzel kadının, kocasının koluna sarılışı gibi onlarca sahne vardı etrafta. Pazarın girişinde bulunan baharatçılar, sıcağa yayılan kokularıyla insanı kendine çekiyordu. Çeşit çeşit baharat, rengârenk bir şekilde, hasır sepetleri dolduruyordu.

Neredeyse 1 kilometre uzağında balıkçılar başlıyordu. Leğenlerin içinde alıcı bekleyen yengeçler, mürekkep balıkları çırpınıyorlardı. Burası ise pazarın girişinden çok farklıydı. Çekilmez bir kokusu vardı. Yiyeceğiniz şeylerin tadı sizi motive edemiyorsa, buraya gelmeyi istemezdiniz. Ancak balık bu çölden yapılmış şehre nadiren uğrardı. Uzun kervanlar ve atlarla getiriliyorlardı buraya. Bu, bir haftalık yol demekti. Ama tazeliğinden emin olabilirdiniz çünkü yol boyunca yaşamaya devam ederdi bu balıklar. Yine de asla bütün bir şehre yetecek kadar olamadıklarından çok pahalı ve az sayıdalardı. Küçük balığı cebine atan çocuğu saçlarından yakalayan satıcının da öfkesi bundan ileri gelir. Bu değerli etler, zümrütten bile önemliydi.

  • Seni küçük hırsız, çabuk çıkar o cebindekini.

Öfkeli satıcı, çocuğu çekiştirirken, omzunu tutan elle irkildi. Korkuyla bir anda çocuğu bıraktı, çocuk fırsatı bulduğu için bir a

nda kalabalık içinde kayboldu. Satıcı daha çok öfkelenmişti, gözlerini kısmış halde döndü arkasındaki adama. Adam beyaz bir cübbe giyiyordu. Bu çölde renk olarak uygun olsa da, o kadar sık görülen bir tarz değildi. En azından çevre şehirlerden bile olmadığı çok belliydi. Gözleri yeşillenmeye yeni başlamış toprak gibi parlıyordu. İri kocaman gözleri, o kadar delici bakıyordu ki, satıcı hiçbir şey söyleyemeden, onun gözlerine baka kaldı. Üstelik neredeyse 2 katı boyu vardı. 190 olmalıydı. İri yapılıydı. Bir seferde, satıcıyı tuzla buz edebilecek güce sahip görünüyordu.

  • Çocuğun borcu ne?

Farklı bir aksanla konuşmuştu yabancı ama satıcı her ne kadar pes de olsa sesinin vurgusunun yumuşak olmasından memnun kalmıştı. Satıcı, geri çekilirken, üzerini düzeltti, adamın gözlerine çok bakmadan – 18 kağıt, dedi.

Yabancı, cebinden çıkarttığı kağıtları satıcıya uzattı. Gitmeden önce satıcı, onun gülümsediğine yemin edebilirdi.

  • Çocuğun çaldığı kadar varmış. Dedi. Sonra kalabalığa karıştı.

Etrafta az önce hiç olmamış gibi kendini kaybetmişti. Satıcı halinden memnun bir şekilde, tezgâhının başına döndü. Her ne kadar birkaç balığı daha alınmış olsa da, bunu fak edebilecek durumda değildi. Pazarın, balıkçılar kısmından çıkan çocuk elindeki balıklara bakarak gülümsüyordu. Bugün, uzun zamanların en harika ziyafeti vardı. – Yaşasın deniz. Dedi.

Yabancı, pazarın dışındaki hanlardan birine doğru yürürken, çölün akşama doğru esmeye başlayan rüzgârlarına karşı, cübbesini savunuyordu. Hana girdiğinde, büyük bir mücadelenin, verileceğini bilmeyen şehre üzüldü. Bazı zor kararlar almak zorundaydı. Yine de bu, çocukları sevmediği anlamına gelmiyordu.

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s