Çöl Hırsızları – 8 ‘Haber’  

 

Şehir iyiden iyiye kalabalık olmuştu.

Ekip, öğlenin gelişiyle birlikte, Alexander’ın her birine verdiği kolyeleri takmaya başlamıştı. Hava kararmadan sarayın yakınlarına gitmenin yolunu bulacaklardı. Hanın en üst katında yer alan 5 bölmeli ve bütün katı kaplayan odada, hırsızın henüz tanımadığı ekibin geri kalanından haber bekleniyor, plan tazeleniyor ve beyaz prense karşı durabilmek için yollar düşünülüyordu. 5 ana kişi olmak yeterliydi, ancak nedense diğer 5 kişi için endişe büyüktü. Tori, bir konuşma sırasında özetlerken geride kalanları ‘görünmez kahramanlar’ olarak isimlendirmişti. Bu, onların önemini hırsıza yeterince anlatmıştı.

Alexander’ın onlara verdiği kolyeyi incelerken, yatağın ucuna oturan hırsız, bu etrafında dönen seslerden uzaktı. Bu işte sadece ona verilen görevi gerçekleştireceği an için vardı. Sonra monkun sesiyle gözlerini yukarı kaldırdı.

  • O kolye seni uzun bir süre büyüden koruyacak. Beyaz prensin direkt büyüsüne maruz kalmadığın sürece de işe yarayacağına inanıyorum. Sadece çatlatmamaya çalış.
  • Madem öyle plastik kullansaydık.
  • Ah evet ben de bunu isterdim.

Alexander bunu parlak bir gülümsemeyle söylerken, hırsızın yanına oturdu. Güven verici ve çok sakin bir karakterdi. Her ne kadar gerçekten zararsız görünse de, hırsız onun da içinde bir karanlığı olduğuna nedense emindi. Bu ekipte bunun tersi bir durum ona gerçek dışı geliyordu.  Her şeye rağmen onun sevişemiyor olması hayal kırıklığıydı.

Hırsız, tüm karmaşadan ve karanlık gelecekten kendini soyutlamaya çalışarak monkun harika cildine dalmıştı ki, cama vuran bir gaga sesi onu yerinden hoplattı. Buna karşın ilk gülümseyen Kaşmir olmuştu. Sanki her seferinde neler düşündüğünü duyabiliyor gibiydi.

Tori, cama gelen şahin için hızlıca pencereyi açtı. Gergindi. Bu bir haber anlamına geliyordu. Kaşmir de az önceki gülümsemesine rağmen bir anda değişmiş, gerginlikle suratını buruşturmuştu. Kaşları çatılmış ve bir an kısa bir iç çekmişti. Konu muhtemelen geride kalanlardı. Şafak da bir anda ayaklanırken bunu onaylarcasına endişeliydi. Tori masaya yaslandı ve şahinin eline yerleşmesine izin verip, yavaşça başını okşadı. Şahinin başının arkasında mor tüyler vardı. Bu nasıl olabilirdi ki?

Tori, şahine yaklaştı ve neredeyse fısıltı denebilecek kadar kısık bir sesle hırsızın anlayamadığı bir dille konuştu. Şahin, Tori’nin gözlerine bakıyordu. Ne söylediğini anladığını o kadar belli ediyordu ki, hırsız aralarındaki iletişimi kıskandığını hissetti. Muhteşemdi.

Sonra şahin küçük ve kısa aralıklarla birkaç ses çıkardı. Bu arada Tori kaşlarını çatmıştı. Gözlerinden çıkan öfke neredeyse gerçek bir aleve dönüşecek kadar gerçekti. Birkaç saniye sonra şahini bırakmadan telaşla konuştu;

  • Safir ve iki suikastçı Tilki Bahçesi’ndeymiş. Atlılardan kurtulmayı başarmışlar ama çok uzun süre saklanabileceğini düşünmüyor. Onu almamızı istemiş.

Hırsız, bir an tüm suikastçıların şahinlerle konuşabilme ihtimalini düşündü. Not göndermeden nasıl haberleşiyorlardı ki? Bunu daha fazla düşünmesine engel olan Şafak’ın sesi oldu.

  • O zaman Alexander önden sen git. Büyücülerden birinin orada olup olmadığını söyle bize. Kolyelerimiz var ama yine de temkinli olmak gerekli. Hırsız biraz daha burada kalmak zorunda.
  • Hayır! Ben de geliyorum, nasıl yani?
  • Bunu yapmak işinin içinde yok. Bu özel bir durum.
  • Takım olduğumuzu sanıyordum. Tek çalışan birinin buna alışmış olması bile zordur, bence beni de kullanabilirsiniz.

Kaşmir’in ve Tori’nin gerginliği, hipnoz edici bir gülümsemeyle yeniden dağılmıştı. Sanki onunla gurur duyduğunu söylemek ister gibi kısa bir bakış atmıştı ikisi de, ancak yine de bu ifade o kadar kısa sürmüştü ki, hırsız emin olamamıştı. Şafak, hafifçe başını salladı.

  • Pekâlâ, bunu duymak güzel. O halde, sen de Alexander’la git. Eminim onunla ilerleyebilecek kadar hızlısındır. Biz biraz daha fark edilebilir kalıyoruz büyücüler için. İlgiyi çekmek istemeyiz.
  • Ah, konu yine benim boyumun kısa olmasına mı geliyor?

Odadakiler gülümsedi. En azından birkaç saniyeliğine endişeyi dağıtmayı başarmış olduğu için hırsız da iyi hissediyordu. Kapının arkasına asmış olduğu hançer kemerini aldı ve beline hızlıca bağladı.

  • Gidelim monk. Dedi kendinden emin ve korkusuzca.

Alexander ceketini giyinirken gülümsedi tüm güzelliğiyle. – Önden buyurun, hırsız. Dedi. Monk çıkarken odadakilere selam verdi ve kapının kapanışıyla, şahinin kanat çırpmaya başladığının habercisi çığlığı aynı anda duyuldu.

***

Handan dışarı çıkarken, güneşin hala tepede olmasından memnun ama yine de temkinli yürümeye başladı ikili. Bir süre sonra çatıları kullanmaları gerekecekti. Ancak şimdilik, şehrin merkezini geçerken bunu yapmamaya karar verdiler.

  • Söylesene Safir kim?
  • Tori’nin kız kardeşi. Diye doğal bir şekilde cevapladı monk. Bu sırada, hangi sokağa gireceğini seçmeye çalışıyor ancak hızlı adımlarla yürümeye de devam ediyordu.

Hırsızın gözleri o kadar büyük açılmıştı ki, yan gözle bunu gören monk gülümsemesini genişletti.

  • Biliyor musun, beni sürekli gülümsetiyorsun.
  • Bunu iyi anlamda mı algılamalıyım?
  • Evet kesinlikle. Dedi Alexander ve yeniden hafifçe gülümsedi. Sonra bir sokağa doğru emin adımlarla yönünü belirledi.

Hırsız, bir an için onun aslında gülmeye çok yatkın biri olduğunu düşündü. Çünkü kendisini öyle eğlenceli biri olarak görememişti hiçbir zaman.

Sonra yeniden Safir’i düşündü. Şahinin bu kadar net haber taşıması bu yüzden mümkün olmuştu demek ki. O da bu gene sahip olmalıydı.

  • O da mı şahinlerle anlaşıyor.
  • Evet loncadaki görevi bu, Tori gibi. İkisi de bizim için bulunmaz nimet. Üstelik Safir, Tori’ye göre çok daha konuşkandır, onu daha çok seversin. Derken Monk hafifçe göz kırptı.
  • Ah, hayır Tori’ye karşı hislerim çok olumlu. Ama nedense hiç ailesi olacağını düşünmemiştim.
  • Tek ailesi o. Yani dışarıya içki içmek için davet eden bir suikastçıyı darmadağın edene kadar dövmüşlüğü var, çok düşkündür. Safir, hepimizin kız kardeşi gibi, umarım her şey yolunda gider.

Alexander, son kısmı biraz daha hüzünlü söylemişti. Endişelendiğini belli etmemeye çalışıyordu ancak anlaşılan herkes atlıların ve beyaz prensin gücünden çekiniyordu. Bu, iyi bir şey diye geçirdi içinden hırsız. Bu, tedbirli olmayı sağlardı.

Monk hızla kendini bir balkona çekti ve birkaç adımda çatıya çıktı. Hırsız, onun bu kadar çevik olabileceğini düşünmediğini şaşkınlıkla fark etti. Belki bu yeteneğinin sebebi de, hırsızın var olduğunu düşündüğü içindeki karanlık kısımdı. Hırsız onun gözden kaybolmaya başladığını fark edince, kafasındakilerden kurtuldu ve aynı şekilde çatıya çıktı. Hırsız için bu şaşılacak bir şey değildi. O, çevikti. İşi, buydu. Sadece Safir’i kurtarabilecek kadar çevik olmayı umdu.

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s